Bilgisayarınıza önlemi alın. Aksi halde neler yaşanacağını tahmin bile edemezsiniz. Çarpıcı bir örneği önümüzde.
Bilgisayarı, siber korsanlarca ensest ve çocuk pornosu resimleri deposu haline getirilen ABD'li Michael Fiola iş yerinden kovuldu. Daha kötüsü yakın arkadaşlarını kaybetti, hakkında dava açıldı.
Anti virüs yazılımların güncel tutulmaması halinde korsanlar bilgisayarınızı ele geçiryor. Bunun için uzmanların güvenlik önlemlerine kulak vermek gerekli.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, yaklaşık 7 yıldır devlete ait Massachusetts Eyalet Endüstri Kazaları Bölümü'nde (DIA) araştırmacı olarak görev yapan Michael Fiola'nın bilgisayarının çalınmasının ardından, kurum kendisine yeni bir dizüstü bilgisayarı verdi.
Yaklaşık bir ay sonra DIA'nın bilgi işlem merkezi yetkilileri, Fiola'nın kablosuz internet erişim faturasının, kendisiyle aynı işi yapan arkadaşlarının 4 kat daha fazla olduğunu fark etti. Yapılan ''log'' aramasından sonra Fiola'nın bilgisayarında çıplak gözle görünmeyen ensest ve çocuk pornosu görüntüleri tespit edildi. Fiola işten kovuldu ve durum polise bildirildi, ayrıca hakkında dava açıldı.
Fiola'nın talebi ve mahkemenin başvurusu üzerine bilgisayarı incelemeye alan bilişim uzmanları, ''günü geçmiş antivirüs yazılımı'' kullanılan bilgisayardaki görüntülerin kendisi tarafından değil, siber korsanlar tarafından yüklendiği ve bilgisayarın bir sunucu gibi kullanıldığını ortaya çıkardı. Ancak, Fiola, yakın arkadaşlarının bazılarını kaybetmiş oldu.
''ANTİ-VİRÜS YAZILIMLARINIZI GÜNCEL TUTUN''
Dünyanın önde gelen güvenlik şirketlerinden Trend Micro'nın Türkiye Genel Müdürü Erol Alptuna, AA muhabirine yaptığı açıklamada, internete açılan her bilgisayarın tehlike altında olduğunu belirterek ''Kullanıcılar, birçok yeni saldırının sessiz sedasız ilerlemesi nedeniyle bu tehditlerin ciddiyetinin farkında olmuyor. Bu yüzden anti-virüs yazılımlarınızı güncel tutun'' dedi.
İnternet üzerinden gerçekleşen tehditlere karşı koruma sağlanmasının hayli zor ve karmaşık bir konu olduğunu anlatan Alptuna, ''Bu tehditlerden etkilenme riskini önemli ölçüde azaltacak araçların ve davranış şekillerinin benimsenmesi ve en yeni tehditlere karşı çok katmanlı, kapsamlı tekniklerden meydana gelen yeni güvenlik çözümleri kullanılması gerekiyor'' diye konuştu.
Alptuna, 2005 yılının başından bu yana web tehditlerinde istikrarlı bir artış kaydedildiğini ve Trend Micro'nun global tehdit araştırma destek ağı TrendLabs tarafından yapılan bir araştırmaya göre ''Web tehditlerinin 2005-2007 yılları arasında yüzde 1500'den daha fazla bir artış gösterdiğinin tespit edildiğini'' söyledi.
BİLGİSAYARLAR NASIL KORUNACAK
Alptuna, web tehditlerine karşı kullanıcıların alması gereken önlemleri şöyle sıraladı:
''-İster internette sörf yapın isterse bilgisayarınıza dosya yükleyin, giriş noktalarında web tehditlerine karşı koruma sağlayacak ürün ve çözümleri uygulayın.
-Mevcut adres filtreleme ve içerik tarama teknolojilerine ek olarak web güvenliğine yönelik eş zamanlı hizmet veren teknolojilerden faydalanın.
-Özellikle dizüstü bilgisayarınız ile havalimanı, kafe ve benzeri yerlerde güvenliksiz kablosuz ağlardan yararlanırken bilgisayarınızdaki güvenlik yazılımınızın aktif ve güncel olduğundan emin olun.
-Yazılım kurulumu gerektiren web sayfalarına dikkat edin. Güncel bir güvenlik çözümü ile internetten yüklediğiniz tüm programları tarayın.
-Son Kullanıcı Lisans Anlaşması'nı mutlaka okuyun, bilgisayarınıza istenen program haricinde başka programlar yükleniyorsa işlemi iptal edin.
-İnternet hizmet sağlayıcınızdan ağ ve bilgisayar koruması amacıyla sunulan hizmetleri öğrenin.
-Tarayıcınızın alt kısmında kilit simgesi görüntülenen ve güvenliği onaylanmış siteler haricinde kişisel bilgilerinizi internet üzerinde paylaşmayın.
-Microsoft işletim sisteminde bulunan 'otomatik güncelleme'yi aktif hale getirerek yeni güncellemeleri yükleyin.
-E-postalara dikkat edin. Şüpheli mesajları ve bu mesajların eklerini açmayın. Gönderen kişiyi tanıyor yada güveniyorsanız dahi ekli dosyaları açmadan önce e-posta eklerini mutlaka tarayın.
-Web tehditleri konusunda ailenizi, yakınlarınızı bilgilendirin.''
Atatürk'ün namazı neden kılınmadı? "Devrimler travmaydı" sözlerini rejim meselesi yapan CHP ve malum çevrelere en güzel cevabı tarihçiler veriyor. Tarihçi Yazar Cezmi Yurtsever'in, cumhuriyet dönemine ilişkin araştırmaları devrimin nasıl bir travma olduğunu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Kendisine ait www.cezmiyurtsever.com isimli internet sitesinde, kuruluş yıllarında devrim adına çıkartılan kanunların ve düzenlemelerin nasıl bir travmaya neden olduğunu belgeleriyle ortaya koyan Tarihçi Yazar Cezmi Yurtsever, "Camilerin satıldığı bir dönem yaşandı Türkiye'de" başlığı altında ilk olarak cami ve mescitlerin akıbetini şöyle işliyor: Travmanın mimarları Masonlar mı? "Türkiye'de 1924 yılında çıkarılan Tevhidi Tedrisat Yasası ve onu izleyen 1935 tarihli Vakıf taşınmazlarını elden çıkarma yasa uygulamaları çerçevesinde 3 bini aşkın cami ve mescit satıldı, özelliğine son verildi. Cami ve mescit satma işlemi İstanbul, Bursa, Maraş, adana, Antep, Urfa ve Konya'da İslam/Osmanlı izlerini ortadan kaldırmak için yapıldı. İstanbul'daki Ayasofya camisinin de kapatılmasında aynı amaç vardır. Camilerin satılması olayının perde arkasında Türkiye'yi ‘Batılı-Laik devlet' olarak şekillendirmek isteyen Masonik zihniyet mensupları vardı. Çünkü o dönemde Türkiye'nin yönetimi onların elinde idi." Resmi tarih fırıldakları bu gerçekleri açıklayabilir mi? Sitede "Türkiye'nin yakın dönem tarihine 1935-50'li yıllar arası "camilerin satılması" konusu eklenebilir mi?" sorusuna ise şöyle bir cevap veriliyor: "Yakın dönem Türkiye tarihinde yıllar süren ‘Cami satma', ‘Osmanlı'dan kalan arşivleri yakma ve yok etme' devri ve olayları yaşanmıştı. Bunu kimler niçin yapmışlardı? ‘Türk milletinin tarihinden kültüründen inancından koparılmasını isteyenler' olarak cevap verebiliriz. Osmanlı bu coğrafyada 600 yıla yakın süre hükmünü/varlığını sürdürdü. Ama Osmanlı en zayıf zamanında bile kendi temel inanç değeri olan camilerini satmamıştı. Ama Türkiye Devletini şekillendirenler bir şekilde Türk insanının kulaklarını çınlatan ezan seslerinin susması için camileri satmaya ve yıkmaya başladıkları bir dönemi yaşatmışlardı. Osmanlı çöktüğünde Türkiye devletine 5000 civarında cami ve mescit bırakmıştı, ama 1935 yılında başlayan ‘camilerin satışı, vakıf taşınmaz mallarını tasfiye etme, hazineye gelir sağlama' çalışmaları sonucu 3 bini aşkın dini eser yok edilmişti! Resmi tarihin fırıldakları bu gerçekleri hiç açıklayabilirler mi!" Atatürk'ün cenaze namazı Travma bununla da bitmedi. Atatürk'ün ölümünde bile aynı acı tablonun yaşandığı yine tarihçilerin verdiği bilgiler ışığında ortaya çıkıyor. Travma öyle bir boyuta ulaştı ki, birileri Atatürk'ün cenaze namazının kılınmaması gerektiğine kadar vardırıyor durumu. Yurtsever'in sitesinde de konuyla ilgili şu ayrıntılar veriliyor: Makbule Hanım'ın ısrarı "Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Hanım'ın tartışması sonucu cenaze namazının kılınması gündeme alındı. Atatürk'ün cenaze namazının kılınmaması gerektiği görüşlerini kumandan Cemil Cahit Toydemir, Fahrettin Altay'ın kulağına fısıldamıştı. Atatürk'ün cenaze namazı ‘kaçak-göçek' bir şekilde kapalı kapılar ardında garip bir şekilde kıldırılmış oldu. Cenaze namazının kılındığını hiç kimsenin bilmemesi için fotoğraf ve film çekimine de yasak getirilmişti." Masonların parmağı "Laik Cumhuriyetin inşasını görev bilen ‘masonlar' Atatürk'ün cenaze namazının kılınmasından bile rahatsız idiler. Cenaze töreni boyunca eller duaya kalkmadı, ‘Allahuekber' sesleri de duyulmadı." Ve hatıratlardaki gerçekler Bir başka nokta ise şöyle: "Atatürk, 1938 yılı mart ayı içinde hastalığı kamuoyuna yansıdı. Aynı yılın mayıs ve izleyen aylarında onun tedavisi için çok sayıda yerli ve yabancı doktor tedavisi ile ilgilendi. Ağustos ayı içinde karın şişliğine çözüm bulmak için "SALİGRAN" adı verilen zehirli madde içeren cıvalı sülfür iğnesi/ilacı verildi. Karın şişmesinin kaynağı olan yerden kilolarca su alındı. Eylül ayı içinde de Atatürk vasiyetnamesini yazdırdı. Kasım ayı başlarında Atatürk, komaya girmişti. 9 Kasım günü gözlerini açtığında etrafına bakınarak sön sözlerinin ‘Aleykümüsselam' olduğunu olaya tanıklık eden Kılıç Ali hatıralarında anlatıyor. ‘Allahın selamı üzerinize olsun' anlamına gelen sözlerdi bunlar." 10 Kasım'dan sonra ne oldu? "Ve 10 Kasım 1938 günü sabah saat 9.05'te Atatürk'ün ölüm olayı gerçekleşti. Bundan sonra yaşananları resmi tarih hep saklamayı tercih etti. Atatürk öldüğünde Dolmabahçe'de ordu adına cenaze işlerinden görevli olarak Kurtuluş Savaşımızın ünlü Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin Altay Paşa vardı. Cenazenin saray salonunda katafalka konması, meşalenin yanması ve askerin ihtiram duruşu gibi konular görev kabul edilerek titizlikle yerine getiriliyordu. Ve Atatürk'ün ölümünün üzerinden günler geçmeye başladı. 11 Kasım günü İsmet İnönü, acil bir askeri darbe yaparak Hükümeti ele geçirdi. Cumhurbaşkanı oldu. 18 Kasım günü gizli bir el Dolmabahçe Sarayındaki Atatürk heykelinin yerinden sökülerek bir hurdacıda parçalanması emrini verdi. Saraya yaklaşan kamyona yüklenen heykel hurdacı tarafından paramparça edildi. Ve ölümden sonra 19 Kasım 1938 günü Atatürk'ün cenaze namazı kılınmış oldu!" Cenaze namazının kılınmasını kimler istemiyordu? Cezmi Yurtsever, konuya ilişkin tespitlerinin son bölümünde, kendisine Atatürk'ün ölümü esnasında yaşananları anlatan Taylan Sorgun'un ‘İmparatorluk'tan Cumhuriyete' isimli kitabından sayfalara da yer veriyor ve ‘Atatürk'ün cenaze namazının kılınmamasını kimler niçin istemiyordu bunu bilmek lazım' uyarısını yineliyor.
Mısıra bunu yapan insan beynine neler yapmaz... Cep telefonunun insan beynine etkisini bu video kanıtlıyor...
Youtube'da yayınlanan ve iki günde milyonlarca insan tarafından izlenen "cep telefonu deneyi" bilim dünyasını karıştırdı...
Cep telefonun tümor ve kansere neden olmasının tartışıldığı son günlerde internette büyük bir tartışma başladı.
4 ayrı videodan oluşan görüntülerde, 3 cep telefonu ortasına konulan bir mısır tanesi, telefonlar çalmaya başladıktan bir kaç saniye sonra patlamaya başlıyor.
Video youtube'a konulduktan sonra internette "telefonların gönderdiği sinyaller mısırı bile patlatıyorsa, beyne neler yapmaz. İşte tümorün kanıtı" gibi yorumlar dolaştı. Video, "cep telefonun zararları" diye yüzbinlerce kişi tarafından yakınlarına gönderildi.
Bilimadamları konu ile ilgili açıklamalar yaptı... peki ama bu görüntüler gerçek miydi...
İnternet dünyasında büyük bir infial yaratan görüntülerin bir ABD şirketinin reklamı olduğu ortaya çıktı. Bluetooth ve kulaklık üreten şirketin videoyu cep telefonunun kulaklıkla kullanılmasına dikkat çekmek için koyduğu belirtildi.
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı...Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı :-Akçik, manç?.. (Kızmı, oğlan mı?) -Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi. -Tun şahetsar,ınger... (Sen kazandın, yoldaş) -Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?) -Mayrigı bedge gişdatsine. (Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı: -Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.! Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katlia! mı' baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi. Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı………….. Yazıklar olsun… UNUTMA UNUTTURMA BUNU HERKESE YOLLA
Teslim olan PKK'lıdan şok itiraflar Gaziantep'te güvenlik kuvvetlerine teslim olan terör örgütü PKK üyesi E.T, terör örgütünün iç yüzünü anlattı.
Gaziantep'te güvenlik kuvvetlerine teslim olan PKK üyesi E.T, ''Örgütten kaçmak isteyen çok sayıda arkadaşım var. Örgüt liderleri bunları ölümle tehdit ediyor'' dedi.
Edinilen bilgiye göre, terör örgütünden kaçarak, üzerindeki 1 adet kalaşnikof tüfek, bu silaha ait 3 şarjör ve 2 el bombasıyla birlikte Gaziantep'in İslahiye ilçesinde jandarmaya teslim olan E.T, işlemlerin ardından adliyeye sevk edildi.
Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanan E.T, Van'ın Başkale ilçesinde yaşadığı sırada, 2004 yılında arkadaşları tarafından kandırılarak terör örgütüne katıldığını söyledi.
Sorgusunda, terör örgütüne katıldığı için pişmanlığını dile getiren E.T, ''Benim gibi örgütten çok kişi kaçmak için fırsat kolluyor. Örgütten kaçmak isteyen militanları örgüt liderleri kendilerini ve ailelerini ölümle tehdit ediyor'' dedi.
Terör örgütünün bu yöntemle, örgütten kaçmaya çalışan kişileri ve ailelerini sindirmeye çalıştığını kaydeden E.T, ''Buna rağmen örgütten kaçışlar bir türlü engellenemiyor'' diye konuştu.
Terör örgütünden kaçtığı için mutlu olduğunu ifade eden E.T, şunları kaydetti:
''Benim gibi kandırılmış bir çok arkadaşım var, onlarda benim gibi korkmadan gelip Türkiye Cumhuriyeti Devletine teslim olsunlar. Örgütün başları bizim kanımız üzerinden saltanat sürdürüyorlar, arkadaşlarımı daha fazla bu boş hayalin arkasından gitmemeleri için uyarıyorum, gelip devletin şefkatli ellerine sığınıp bundan böyle aileleriyle birlikte huzur içinde insan gibi bir yaşam sürdürmelerini istiyorum.''
Sorgusunun ardından nöbetçi mahkemeye çıkarılan E.T, tutuklandı.
Şırnak'ta arazi arama-tarama operasyonunu sürdüren timin başında bulunan asteğmen, kendini bakın nasıl feda etti Şırnak'ta arazi arama-tarama operasyonunu sürdüren 12 kişilik askeri timin başında bulunan asteğmen, mayınlarla dolu arazide askerlerine zarar gelmemesi için en önde yürüdü. Askerleri için kendini feda eden asteğmen, mayının patlaması sonucu bir bacağını kaybetti.
Şırnak'ta PKK'lı teröristleri etkisiz hale getirmek için Cudi ile Küpeli Dağı ve Bestler Dereler Bölgesi'nde operasyon sürerken, Şenoba Beldesi Sivri Dağı'nda teröristlerin araziye döşediği mayına basan tim komutanı bir asteğmen bir bacağını kaybetti.
Türk Silahlı Kuvvetleri Şırnak’ın başta Cudi ve Küpeli Dağları ile Bestler Dereler Bölgesi’nde yuvalanan teröristleri etkisiz hale getirmek için hava destekli operasyonlarını bugün de sürdürdü. Operayon bölgesine Jandarma Özel Harekat timleri ile özel eğitimli komandılar sevkedildi. Dağlardaki mağaralar didik didik aranıyor. Kobra tipi helikopterler teröristlerin bulunduğu alanları ateş altına alırken, vurulan hedeflerden dumanların yükseldiği görüldü.
MAYINDA BACAĞINI KAYBETTİ
Şırnak'ın Şenoba Beldesi yakınlarındaki Sivri Dağı'nda arazi arama tarama operasyonunu sürdüren 12 kişilik askeri timin geçiş yoluna PKK'lı teröristler tarafından mayın döşendi. Askerlerin önünde giden tim komutanı olan kimliği açıklanmayan asteğmen, bastığı mayının patlaması sonucu ağır yaralandı. Yaralı asteğmen, Sikorsky helikopterle Şırnak'taki 23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı'ndaki Asker Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralı asteğmenin bir bacağını kaybettiği belirtildi.
Operasyonda bazı mağaralarda teröristlere ait çok sayıda gıda ve yaşam malzemelerin bulunarak imha edildiği bildirildi.
Bu arada Şırnak’ın Cizre İlçesi’nden sınır birliklerini asker ve mühimmat taşıyan konvoy geçiş yaptı. Konvoyun geçişi sırasında sıkı önlem alındı.